3 Haziran 2011 Cuma

bay siyah kadife ceket

...
genç adam artık çok yakınında olan kadının kokusunu bu sefer etraflıca içine çekiyor. nedense o kokuya alışma endişesinden o ara sıyrılmış. arada bir yine çok yakınında olduğundan olsa gerek; uçuşan saçları yüzüne geliyor. ne ilginçtir ki onlar da güzel kokuyor. genç adam ne yapacağını şaşırıyor. az önceki sevimli, samimi kızın eli belinde iken saçları yüzünde ve kokusu zihnine yerleşiyor. titreyen elin sahibesini biraz daha rahatlatmak için kadına sarılıyor. öyle başka türlü bir sarılma değil ama bu; sıcacık samimi bir sarılma. belli etmeden saçlarına dokunuyor sonra..
...

...
genç kadın bütün bunlardan sonra başını yavaşça genç adama yaslıyor. bu sayede kokuları birbirine karışıyor. (bu genç adamın önemsediği başka bir şeydir)
bay siyah kadife ceket kendini hatırı sayılır bir süredir bu denli huzurlu hissetmiyor. içine çektiği kokuların başını döndürmesinden olacak; parmaklarını belli belirsiz karamel renkli saçlar arasında dolaştırmaya başlıyor, ama genç kadının tepkisini kestiremediğinden elini çekiyor.
kadının hissettiğini, ama güzel bir şeyler hissettiğini düşünüyor ve bu duygu da genç adamın başını döndürüyor bir an.
...

2 Haziran 2011 Perşembe

acaba kelimeler bozar mı şu anı

...
genç adam ürperiyor birden, beklemediği bir şey çünkü bu. açıkçası ilk hareketler konusunda kimi zaman çekingen olmasına rağmen genel itibariyle ilk olmayı seviyor. lakin genç kızın bu ani dokunuşu, bir tuhaf geliyor ona. hem dokunuşu, hem de az önceki çekingen kızın bu sevimli cesareti.

"demek ki istemiş.." diye geçiriyor içinden. gülümsüyor dudağının kenarı ile. kolundan hafifçe tutup biraz daha kendine çekiyor genç kadını. sonra çok dikkatlice kolunu okşuyor kadının

(okşama derken akla ilk gelen şekilde değil de; bu karşındaki üşüyünce onun ısıtmak için yapılan hareket olur ya hani böyle yukarı aşağı doğru..puff =/ )

genç kadın derin bir nefes alıyor bu esnada, genç adam da haliyle fark ediyor bunu çünkü çok yakınlar. ve merak ediyor aklından ne geçiyor diye. fakat sormakla sormamak arasında kalıyor. "acaba kelimeler bozar mı şu anı.." diye düşünüyor ister istemez.
...

rüzgar

..
genç adam tüm cesaretini toplayıp başını öne eğen kadının çenesiden nazikçe tutuyor iki parmağıyla. hiçbir şey söylemeden yavaşça kaldırıyor. ela gözleri denk getirmeye çalışıyor ama genç kadın gözlerini de kaçırıyor neden bilinmez. üstelemiyor..daha çok utadırmamak için elini çekmeye yelteniyor. fakat esen rüzgar karamel rengi saçları uçuşturuyor tekrar; nasıl oluyorsa yine cesurca bir hareketle sol eli uçuşan saçlarını çok dikkat ederek kızın kulağının arkasına doğru götürerek düzeltiyor derin bir nefes alarak.
...

1 Haziran 2011 Çarşamba

istemek/hissetmek

...
tabi genç adam bunu o an anlayamadı. sadece karşısında duran o bir çift ela gözde bir ışıltı sezdi. o cesaret verdi belki ona. belki o ışıltı, -istemenin/hissetmenin- ortak paydası idi onun için. yine kibarca kapıyı açtı, genç kadını dışarı doğru buyur etti ve akabinde 'bu kadar yeter, yanlış anlamasa bari' diye düşünüp elini çekti.
...

...
genç adam hiç bir şey söylemedi. elinde olmadan kararlı ve sevimli bir şekilde gülümseyip ani bir refleks ile zıplayıp basamağa çıktı tekrar. genç kadın gülümsedi. oraya çıkmışken, hafifçe eğilerek reverans yapıp genç kadına baktı. "buyurmaz mısınız ekselansları?" dedi en saygılı haliyle.
...

...
kırmayıp yukarı çıkınca, birlikte yine rüzgarı hissettiler.. genç adam bu sefer daha yakında genç kadına. genç kadın da genç adama. birlikte hızlıca yürüdüler dalgakıranının yüksek tarafında. hızlıca esen rüzgar da zaten artık daha yakında olan genç kadının kokusunu iyice yükledi genç adamın zihnine.

eyvah diye geçirdi içinden. koku yerleşiyordu çünkü, yerleşen koku unutulmazdı sonra kolayca. ne olacağı belli olmazdı. en nihayetinde yeni birisiydi o. aslında endişelenecek en saçma zamandı, neden bunlar geldi ki aklıma diye düşündü. kırılganlık yoruyordu çünkü..üzüyordu.

yersiz endişesinden o anlık vazgeçti, genç kadın düşmesin diye ara ara tuttuğu beyaz, yumuşacık eli bazen biraz daha sıkı tutuyor, sonra bırakıyor sonra hemen tekrar yakalıyordu.
...

...
genç adam bir an şaşırıyor, yüzüne bakıyor genç kadının. küçük sevimli ve sıcak bir tebessüm görüyor, zaten benzer sıcaklık birden elini yakalayan o narin elde de hissediliyor.
...

seninle

...
genç adam içten içe sevindi fakat belli etmek istemedi. neden istemedi onu da bilmiyordu. hep öyle öğrenilmişti aslında. ama belli etmek gerekliydi ona göre. güzel bir şeydi çünkü, "seninle.." demişti.

üzerine düşünecek konuşacak zamanımız olur diye düşüp zihnini masaya çevirdi tekrar.
"hay hay küçük hanım" dedi. hızlıca kalktı, elini uzattı; " şimdi nereye gitmek istersiniz?" diye sordu.

o az önce memnuniyetini saklamaya çalışan adam..olmadı, beceremedi. çocuk gibi sevindi bir an. ardını arkasını düşünmeden yine. halbuki çok duvara çarpmıştı böyle, ders almıyordu.
...

gidelim bir ara öyleyse

"şayet keyifli biriyle gidiliyorsa bir çok yer güzel gelebilir evet. fakat gerçekten güzel bir yere gidiliyorsa tadından yenmez" dedi

...
sonra yüzünü ekşitti, ne dedim ben diye kızdı kendisine. aferim dedi iç sesi. bi çuval inciri berbat etmek üzeresin. çabuk toparlandı, derin bir nefes aldı; "gidelim bir ara öyleyse.." dedi. "yani istersen, ne bileyim..böyle denk gelirse..." diye eline yüzüne bulaştırdı. yine yanakları kızarmıştı.
...

tespit

...
"kim mi var?" diye soruyor genç adam. aslında soruya soruyla karşılık vermeyi pek sevmez ama az sonra yapacağı tespit için bu soruya ihtiyacı var. "gitmek için orada birisinin olması gerekir mi? bazen önemli olan nasıl ve kiminle gideceğindir, ne dersin?" diyor
...

yaz tatili..şu an benim içinde bir rüya gibi. iple çekiyorum bende bakalım. yine ege mi olur bilmem ama sevdiğim için oralardan bir yerler olabilir benim de.

tesadüf

-tesadüf..? nedense kendisiyle bu aralar çok sık karşılaşır olduk =)

"ben memnunum karşılaşır olmaktan. çünkü seni bana getirdi.."

-ne güzel bi cümle. dopdolu.

-öyleyse ben de memnunum..sen geldin. =)

nasıl gitmek istersin?

...
bu arada genç adam nedendir bilinmez, özensizce ve aceleyle tatlısını yemeğe çalışıyor. başlarda her nedense cool halde ve kaşığın ucuyla başladığı tatlı çok değil 2-3 dk içinde adeta bir kap bulaşığa dönüşüyor.

burnunun ucunda ve dudağının kenarında çikolata bulaşığı ile bir şeyler söylüyor: "sen nasıl gitmek istersin mesela?" bu hali nedense pek ciddi gözükmüyor ama aslında sahiden soruyor.
...

ne kadar uzaklara gidebilirsin?

evet, aslında seninle ilgili öğrendiğim ilk şeylerden birisi özlediğindi. bu durumda özlemi sevmiş oluyor musun, işte orasını bilemiyorum. anlatmak istediğini anladım.

kısa sürsün, kısa sürsün ki ve rüzgarla birlikte o toprak kokusunu da hissedebileyim..

...
adam duraksatmadan, kararlı bir ifade ile cevabı veriyor: "uzaklar" diyor.. "ne kadar uzaklara gidebilirsin mesela şu ara..?"
...

(kahvemi yudumluyorum. bulunduğum yeri, şu vanilya kokulu mumlardan 2 si aydınlatıyor.(vanilya kokusunu severim) yarın ki eğitimimle ilgili okumam gerekenler var fakat bunu yapmayı hiç istemiyorum. fonda ise the good, the bad & the queen - eighties life çalıyor.)

tesadüflere inanır mısın?

...
genç adam gözünü kaçıyor ve elini başının arkasına götürüyor, hafifçe yanakları kızarıyor**
(japon çizgi filmlerindeki hafifçe utanma hareketi..)

"öyle mi.." diyor çekingen bir şekilde ve "benimse çoktan ısınmaya başlamıştı" cümlesi dökülüyor belli belirsiz.

başını sola çeviriyor ve hemen oraya gelme amaçları olan tatlıdan sipariş veriyor. neyse ki bu onun için küçük bir kaçış oluyor. kısa süren sessizliği, genç adamın; "tesadüflere inanır mısın?" sorusu bozuyor.
...

(öğrendikçe seçimlerini beğeniyorum diyebilirim. kitaplar, sevdiğin uzaklar..gitmek istediğin, belki sonra dönceğin ama özlem duyduğun. bir şeylere özlem duymak güzel sanırım, belli bir sınıra kadar. ben bazen yaratıcılığı artırdığına inanıyorum mesela, bazen tutkuyu, bazen bağlanmayı vs. seçilmiş bir cümle değil bu sefer ki ama aklımdan geçeni böyle. bu satırları yazarken güneş bulutların arasından kaybolmuş son fotoğrafını veriyor; kızıl, güzel, küçük bir fotoğraf.. bir şeyler yiyeli çok olmamış ama kendimi yarın için yağmur yağmamasını dilerken buluyorum. diğer elimde, kadehte ise martini var. zannediyorum bu şartlar altında dileğimin/duamın kabul olması pek olası değil..)

[kimi zaman yemek öncesi ya da sonrası, özellikle güzel havalarsa severim bi kadeh martini içmeyi. kulağımda sevdiğim şarkılar, sesini açarım, başımı biraz geriye yaslayıp 'düş'lerim. birini ya da bir yerleri...]

içindeki zeytinle oynuyorum biraz, sonra o sırada çalan parçaya takılıyor kulağım. candy

...
genç adam seri adımlarla kızın gösterdiği yere yönelip masaya bitişik olan sandalyeyi yavaşça öne çekti. göz göze geldiklerinde ise ''böyle buyur lütfen'' manasında başını salladı. genç kadın hızlı ama nazik adımlarda masaya ulaştığında, bir düşes nezaketi ile oturdu. ela gözleri sevimli bir şekilde devirip gülümsedi. karşısına oturunca yanında geçmiş olduğundan olacak, yine o kokuyu aldı.
gözlerine dikti ve genç kızın dudaklarından dökülecek sözleri dinlemeye koyuldu.
...

here without you

perhaps perhaps perhaps

...
genç adam ''öyle mi hadi içeri geçelim'' derken gayri ihtiyari diğer kolunu genç kadının koluna doğru götürdü (ısınmak için yapılan hareket) akabinde pişman olup ellerini çekti, ''umarım ileri gitmemişimdir'' diye geçirdi içinden.

parçanın son notası bir işaret gibi hafifçe üşüyen bu iki insanı içeri doğru yöneltti. genç adam biraz önce geçerek kapıyı açıp genç kıza yol verirken içeriden gelen parça ikisinin de içini ısıttı:
perhaps perhaps perhaps
...

neden bilinmez

...
genç adam hafif serin havada o sıcacık eli hiç bırakmak istemedi kısa bir süre, kibarca yukarı doğru çekti narin elin ait olduğu zarif vücudu. ikisi de yukarı çıkınca karşılarındaski manzaraya kilitlendiler. neden bilinmez, bir an aynı anda baktılar birbirlerine; bu kaçamak karşılaşmadan ikisi de utanıp tekrar çevirdiler yüzlerini denize.
...

yağmurun toprakla buluştuğu koku

...
genç adam parça bitince yavaşça kadının kolundan ayrılıp deniz kenarındaki hafif yüksek basamağa çıktı. onun düştüğü küçük şaşkınlıktan yararlanıp nazikçe elini uzatarak genç kıza "hadi gel.." dedi.

henüz başlamamış yağmuru fırsat bilip o kokuyu içlerine çekmeliydiler. yağmurun toprakla buluştuğu kokuyu.

hızlanınca zaten üzeri kapalı yere girecek, o güzel tatlıyı dışarıyı seyrederken yiyeceklerdi.
...