1 Haziran 2011 Çarşamba

(yoğun bir gündü evet. açıkçası baharın sonuna denk gelen bir cuma için zihnen ve bedenen fazla yoğundu.)

...
genç adam da, bir şeyler anlatırken kadının boşta olan elinin de ara sıra kol kola giren tarafa doğru gitmesinden anladı o huzuru. memnun oldu fakat renk vermek istemedi lakin beceremedi ve yüzüne yansıttı.

genç kadının yüzündeki o hevesli ifadeyi anlamış olucak, anlattığı şeyi kısa kesip dinlemeye koyuldu.

o sırada keyifle eşlik ettiği parça bitmiş, eskilerden çok sevdiği fakat bilinirliği ve orada çalması şaşırtan sıkı bir parçanın sesi gelmeye başladı gittikçe yaklaştıkları yerden: pencere

o sırada kapanan hava ise, şarkıdan alıntı yapar gibi birkaç damla bırakmıştı bile onların üzerine..
...

...
genç adam iyi yapılmış bir profiterole hayır diyemeyeceğinden hemen onaylıyor =)
ama yürümekte da gayet iyi, arada kalıyor karar veremiyor fakat tatlı ağır basıyor, evet diyor.

işin içinde hesapsız, art niyetsiz, hoş bir sohbet ve karamel rengi saç, hatta hatta ela gözler varsa; "sırası değil" başka zamana kalıyor. ve genç adam şarkıyı mırıldanan genç kıza belli belirsiz eşlik ediyor.
...

huzur

...
genç kadının bu kararlı tavrı genç adam huzur veriyor. huzuru sever çünkü. gerçi herkes sever. zira gülerken, birşeyler yerken ya da içerken, uyurken, düşünürken, sarılırken ki huzur..güzeldir.

karşılarından esen rüzgar karamel saçları tekrar uçuşturuyor, genç kadın gayri ihtiyarı tekrar o hareketi yapıyor eliyle nazik bir biçimde.

belli belirsiz bir koku yine geliyor genç adamın burnuna o sırada. ara sıra hemen yanında duran yüze bakarak ciğerlerini karşıda gelen rüzgarla doluruyor ve derin bir nefes alıyor.
...

koluma girmek ister misin?

...
"neden olmasın?" diye cevaplıyor adam. bir kez daha kendi aldığı kokuyu içine çekiyor, belki yürürken hissedemem diye.

yavaşça kalkıyor, cesaretini toplayıp sağ kolunu hafifçe kırarak beline dayıyor ve genç kadına doğru uzatıyor (koluma girmek ister misin hareketi)

bir kaç adım sonra rüzgar, iyiden iyiye kendini hissettiriyor.
...

anın masumane samimiyeti


genç adam, ''hayır küçük hanım, şu an üşümekten önce gelen duyular var benim için, izninizle bunları yaşıyor olmak daha keyifli geliyor'' diye ekliyor. esasında üşümeyi hiç sevmeyen adamın bu tepkisi onu tanıyan diğer insanların yadsıyacağı türden bir durum. gel gelelim anın masumane samimiyeti bunu unutturuyor.

üstelik yakalanan detay mükemmele yakın; eser miktarda parfüm ve sahici bir koku. kuvvetle muhtemel, genç adamın nasıl olduysa biraz uzaktan yakaladığı birleşimde bundan ibaret idi.

tanışmanın masumiyeti

...
genç adam hemen yan tarafta duran ceketini alıyor hızlıca bir hareketle. çekingen ama kararlı bir şekilde, dikkatlice genç kızın omzuna koyuyor siyah kadife ceketi, onu rahatsız etmeyecek şekilde temas etmemeye gayret ederek “şimdi nasıl?” diye soruyor. öte yandan cekete sinmiş olabilcek parfüm kokusundan endişe duyuyor. en nihayetinde rahatsızlık verebilir.

(sanıyorum o sırada önceki günden kalan bir chanel-egoist mevcut..)

içinden, ''henüz tanışmamış olsaydık sokulur şimdi nasıl'' diye sorardım diye geçiriyor genç adam. ancak tanışmanın masumiyetini düşünüp çabucak vazgeçiyor.


jastar amenge durv

heyecanlanmak iyidir

...
genç adam az önce uzakta izlediği ve merak ettiği kızı biraz sonra yanında görünce biraz heyecanlanıyor. (heyecanlanmak iyidir, sıcak tutar) zaten genç kızın da çekingenliğini fark etmiştir. bu onu biraz rahatlatıyor. en nihayetinde spontane şartların bir araya getirdiği bu iki insan için; deniz kenarı, onların lehine çalışan rüzgar, uzaktan gelen müzik, uçuşan saçlar vs. güzel şeyler gibi geliyor o sırada ona.

bütün bunları saniyeler içinde düşünüp kızın tekrar yüzüne bakıyor. hep satırlarda okuduğu o tebessüm ile karşılaşmak onun da yüzüne küçük bir tebessüm konduruyor. uçuşan saçlar ara sıra ela gözlerin önüne düşüyor ve genç kız eliyle kimi zaman istemsiz olarak çok kibar bir hareketle onları arkaya atıyor. bu şirin hareketi yüzünü kırıştırıp hafifçe boynunu devirerek izliyor genç adam. genç kız soruyor "ne oldu?" diye.

"hiiç.." diye cevap veriyor güzel kokunun geldiği beyaz tenli silüete.

uzakta çalan parça yine değişiyor fakat bu sefer iyi manada can yakıyor; sırası değil

(*: özellikle akın eldes in eşsiz solosu)

([b]öyle bir hevesi kaybetmek, bu esnada istediğim bir şey değil doğrusu)

zaten tek başıma film izlemeyi sevmiyorum

ara sıra esen rüzgar, saçlarını havalandırıyor. rüzgar gittiği yönden sıkılınca saçlarını tekrar omuzlarının üzerine düşüyor hızlı ama yumuşak şekilde. bu duygu hoşuna gidiyor
...
oturduğum yer tanıdık. yer güzel ama hava hala biraz serin diye düşünüyorum. yanımdaki ceketi giymek istiyorum ama üşeniyorum, belki de kendimi cezalandırıyorum neden bilmem. rüzgar tişörtümden içeri girip "ben buradayım yaz hala gelmedi" diyor.

ürperiyor ama pek önemsemiyorum, ara sıra oturduğum bankın üzerinde yanımda duran cekete tekrar bakıp "çok üşürsem giyerim nasılsa" diye çocuksu bi eda ile kendimi rahatlatıyorum.
cebimden tabakayı çıkarıp o rüzgarda zor olacağını bile bile sigara sarmaya çalışıyorum. karanlık havada ara sıra geçen tekneler benimle dalga geçer gibi sesler çıkarıyorlar. umursamıyorum, hazırlıklıyım daha önce de yaptım deyip devam ediyorum. döke saça da olsa sarıp zorla yakıyorum.

bu tanıdık yerde o sıra yalnız olmak önce garip geliyor ama sonra düşünüyorum.. "denedim" diye geçiriyorum içimden. "uğraştım..istedim" vs. ama çekimini yaptığım her fiil bana dönüyor. "ee sorun da bundaydı zaten.." deyip zehirli dumanı üfleyerek gülümsüyorum kendi kendime. rahatlıyorum çünkü biraz.

tanıdık yerin bıraktığı hüzün yavaşça o rahatlığa dönüşüyor. bu sefer temiz havayı çekiyorum içime, niyeyse o sırada huzurluyum. yine klişe bir sahne ama ileriye doğru umutla bakıyorum.
sanki arkadan birisi "kestik..güzel sahne oldu, yarım saat ara sonra diğer sahneye geçeceğiz!" diyecekmiş gibi geliyor. tekrar gülümsüyorum.

biraz uzaktaki cafe den tanıdık bir şarkının tınıları geliyor, eski ama bilindik bir parça. biraz daha açsalar ya sesini diye geçiriyorum içimden: istanbul
açmıyorlar..

o sırada güzel bir koku geliyor burnuma belli belirsiz; hemen dikkatimi çekiyor. çünkü koku önemlidir. etikettir. gayri ihtiyarı sağa sola bakınıyorum takip eder gibi. sağ tarafımda az ileride omuzlardan aşağı dökülen saçları görüyorum. saçların sahibesi, boynu ile omzunun birleştiği yere -ki en güzel yerlerden biridir- değen saçlarından gıdıklanmış olucak, ara sıra eliyle geriye atıyor hatta savuruyor.

yüzünü seçmeye çalışıyorum ama başaramıyorum. kuvvetle muhtemel o salınımı her yaptığında kokusu dağılıyor. şaşırıyorum.. vücut dili, başının duruşu, etrafı süzüşü falan bir şeyler düşündüğünü belli ediyor. lakin çok da dikkatli bakamıyorum. ne o öyle, karşı cinsi keser gibi bakmak; pek adetim olmadığı için başımı çeviriyorum ama merak da ediyorum. göz ucuya ara sıra bakıyorum. arkasını dönüp bir şeyler arıyormuş gibi etrafı süzüyor, sonra vazgeçip dönüyor.

o sırada aklıma henüz izlemediğim bir film geliyor, iç çekiyorum eve dönmeden gitsem mi acaba diye düşünüyorum, fakat kolumdaki saat beni düzeltiyor: "geç olmuş". zaten tek başıma film izlemeyi sevmiyorum..

gözler denk geldi

sarılarak dans etmek mesela..zaten o sıkıca sarılmanın öncesinde olmaz mı? olur sanki.
es kaza sarılma bitip de gözler denk geldi diyelim ki; green grass and crazy

(*: kulaklıkla ve gözlerin kapalı halde dinlersen, tesiri artıyor..)

merak merak

tamam orada dursun, bir ara tekrar dinleyelim madem..bunu hak ediyor.

diğer fotoğrafları sen çekersin zaten, herhalde yanında bir makina götürmüş olursun..

ya evet aslında söylemesen daha iyi olacak, hele şu sıralar hiç söyleme, evet söyleme.
(telaşlanıyor böyle, canı çekmesin diye)

demek arkadaşlarının seni değil de özenle yaptığın yemekleri görmeye gelmesini sağlayacak kadar başarılısın bu konuda (merak merak..)

henüz güneş batmamış

evet bu akşamlık değiştirmeyebilirim ve fonda şu çalabilir; no habra nadie en el mundo bunu duymayacağım yere gitmem, nefis bir ses ve tertemiz bir şarkı.

(senin için de bir fotoğraf çekelim mesela; o tatil için seçtiğin deniz kenarında tek başınasın. tam bu saatlerde yani henüz güneş batmamış ama ufak ufak güle güle derken, elindeki kadehte buz gibi martini ya da henüz hazırlanmış bir mohito var. biraz uzaktan, sahilin gerisinden bu şarkı geliyor. oradan gelen bu kadife ses ile arana giren tek ses ise kıyıya küçük vuran dalgaların sesi...)

zaten o denli güzel yapıyorsan, her konuda ol ama tiramisu da olma olur mu? ki kalite düşmesin..
kim bilir ne güzel olmuştur =(
[iyi bir tiramisuyu sık yiyemediği her halinden belli olan adam..]

21 Mart 2011 Pazartesi

kısa kısa


*just go with it 25 martta vizyona giriyor. jennifer aniston ve adam sandler hayranlarına duyrulur.

*bu aralar herkes günah çıkartıyor, benim için ise beklenen zaman gelmiş oluyor.

*bile bile aldanmak boşuna değil elbet..

*elinde yağlı reçelli ekmekle top oynayan veletin yerinde olmak istiyorum. ne o yağlı reçelli ekmeğin ne de salçalı ekmeğin tadı kaldı. tek derdimizin ne oynasak olduğu zamanlar geçti. şimdilerde ''ben'' telaşlarındayım.

19 Mart 2011 Cumartesi

artık çok geç

-seni özledim
alışık değilim senden böyle şeyler duymaya

-sen düşünmüyor musun beni
(sessizlik) evet. elbette

-güzel. nasıl düşünüyorsun?
(sessizlik) işte bir sen varsın her ne kadar görüşemesek de..

-duruyor duruyor aklıma takılıyorsun. insan sevdiğini merak eder. aramıyorsun..
(sessizlik) bir süre sonra sessizliğimi bozuyorum
+bu konuşmadan ne anlamam gerek?

-şaşırttım seni
-ben seni her zaman merak ediyor muyum, senden haber alamayınca telaşlanıyor muyum? buna bak.
(sessizlik)

-aklın bi karışık sanki
+söylemek istediğin her ne ise onu söyle

-özetle ben seni her zaman ama her zaman merak edip düşünüyor olacağım sen benim her daim özlediğim ve güveneceğim tek insan olacaksın.
+artık çok geç..

18 Mart 2011 Cuma

kısa kısa

*sevgili, tüm olumsuzluklara, mesafelere, karışan işlere rağmen yanında olunandır.

*sevmek, sevgi dolu bakışlarla onu izleyip ''işte bununla birlikte yaşamak istiyorum'' diye düşünebilmektir.

*kendi içinde kaybolmak, insanın kendisiyle baş başa kalmak isteyip, kendisine sorduğu sorulara cevap bulamamasıdır. içinde biri vardır, arasan bile ulaşamayacağını bildiğin.

*telefonla bakışmak, kararsız kalmaktır. özlemişsindir ama beklemen gerektiğini düşünürsün. şu an olduğu gibi.

*aşk, bazen sessiz kalmak, yutkunamamaktır.

''sevdamın sesi, sessizliği soluyor şimdilerde
sözlerime kilit, ağzıma mühür vurdum da
yine de susturamadım "sen" diye atan kalbimi

*yer şişli, kendi halimde yürürken karşıdan üstüme üstüme doğru gelen öküzün biri

-kim bilir şeyin ne kadar güzeldir
+ananınkinden bir farkı yok

15 Mart 2011 Salı

kısa kısa

*duymak istediklerinizi değil de duymak istemediklerinizi duymaktır hayat.

*insan, anlayışlı olmaya devam ettikçe anlaşılamaz ya da hep yanlış anlaşılır ama anlayışlı olmaya devam eder.

*
her konuda olmasa da nötr olmak iyi bir şey(miş).

*
gün içinde bir çok kişiyle konuşuruz. hatta zaman zaman tanışırız ama günün birinde öyle biriyle tanışırız ki, o andan itibaren bizi etkisi altına almaya başlar. bu durumda iki seçenek vardır, uzak durmak ya da kendimizi bırakmak. sonuç mu? kayıtsız kalamamak.

*biriyle sevgili olmak için onu sevmek gerekir ama birini sevmek için ona zaman vermek gerekir.

*hayatımda ilk defa bir erkekten ''aşk yapmak'' diye bir söz duydum..

*hani bazen bazı şeyleri söyleyemezsin ve söylemek istediğini karşındaki söyler ya, işte tamam dersin ama sonra bir şey olur ve sadece tebessüm edersin..