*geçen gün yine istinyepark da alış-veriş yapıyordum. her zaman ki gibi olmazsa olmazım olan D&R girdim. arka tarafa, yeni çıkanlar ve en çok satanlar bölümüne yöneldim. kitap okuma alışkanlığımı çocukluğumdan beri sürdürüyorum. iki yıl okul tatili ve denizler altında yirmibin fersah ilk okuduğum kitaplar arasında yer alır çocukluk hatıralarımda. neyse biz konumuza dönelim. kitaplara bakarken nasıl olduysa bende anlamadım türk yazarlara doğru yöneldim. en son ortaokuldayken okumuştum türk yazarların kitaplarını. peyami safa, reşat nuri güntekin... ama nedense sonrasında hep yabancı yazarların kitaplarını okumaya başlamıştım. lauren weisberger, maeve binchy, danıelle steel (bunları özellikle takip ederim) amin maalouf, tolstoy, balzac, gorki, victor hugo... konumuza dönüyorduk. kitapları incelerken gözüme bir kitap çarptı, sevmek zorunda değilsin beni. sinan akyüz kitabı. kitabı biraz inceleyerek almaya karar verdim fakat daha okumaya başlamadım. öncesinde bitirmem gereken başka bir kitap var. ilk defa araştırma yapmadan, okuyucu yorumlarını okumadan bir kitap aldım. bakalım nasıl bulucam. okuduğumda yorumumu yazarım.
*şimdi de başka bir konuya değinmek istiyorum. geçenlerde yeni bir foruma üye oldum. belki bir şeyler paylaşırım diyerekten. ama daha ikinci gün nickimi değiştirdiler. şaşırdım hiç bir anlam veremedim. nickim forum kurallara son derece uygun bir nickti. hem üye olurken nick isteyeceksiniz hem de sormadan nick değiştireceksiniz. keyfe keder yani. şimdi bunu niye anlattın dediğinizi duyar gibiyim. kısaca söyleyecek olursam şunun için; bir kişi, diğerinin hakkına, kişiliğine ve emeğine saygı göstermelidir de ondan...
